Son yıllarda alkali beslenme oldukça moda bir konu. Alkali beslenmenin kanserden koruduğu söyleniyor, besinler alkali-asidik olarak sınıflanıyor, asidik besinlerden kaçınılıyor, alkali besinler daha çok tüketiliyor, neticede hayvansal gıdalar tüketilmiyor, vejetaryen tarzı bir diyet yapılıyor hatta yetmiyor vücudu alkali yapmak için ağız yoluyla karbonat takviyesi alınıyor. Peki sahiden bu yaklaşımlar sağlık açısından isabetli yaklaşımlar mıdır? Taş Devri Diyeti Platformu grubunun üyeleri bir süredir alkali beslenme adına hayvansal gıdalardan uzak durma ve sağlıklı insanların ağızdan karbonat takviyesi alması gibi aşırı yaklaşımları eleştirmekteydi, bilindiği üzere ağızdan alınan karbonat sindirim için gerekli olan mide asitlerini nötralize etmekte ve faydalı ince barsak bakterileri için gerekli ortamın pH değerini bozmaktadır. Kafaların karışık olduğu bu konuda sayfa takipçilerimizi bilgilendirmek amacıyla uzman Nora Gedgaudas’ın görüşlerini Türkçe’ye çevirdik ve kısaca özetledik:

1-Vücudun farklı kısımlarının farklı pH değeri vardır.

2-Vücut kan pH değerini ayarlamak için gıda takviyesine ihtiyaç duymaz, bu ayarlamayı nefes alıp vermemiz yardımı ile yapar.

3-Mineral ve vitaminleri (örneğin D3 vtamini, A vitamini) bitkisel yerine hayvansal gıdalardan daha kolay özümseyebiliriz.

4-tükürüğün asidik olması az sebze yediğimizi değil az hayvansal yağ tükettiğimizi gösterir.

5-Alkali diyetlerde yeralan sebzelerin alkali özelliklerinden ziyade detoksifiye edici özellikleri vücudumuzu temizleyerek ana faydayı üretirler.

6-Günümüzde çevresel toksinlere daha fazla maruz kaldığımız için ve sebzelerin yetiştiği topraklar fakirleştiği için daha bol sebze ve yeşillik yemeliyiz ancak ne kadar bol sebze yesek de vücudumuz için gerekli ana yapıtaşlarını sebzelerden elde edemeyiz, bunu hayvansal proteinler ve yağlarla takviye etmeliyiz.

Dr. N. Gedgaudas’tan alıntı:

SORU: ”Vegan dünyasının alkali diyet çılgınlığı ile ilgili fikrinizi almak istedim. Gerçekten vücudu mineralize etmek için çok miktarda yeşil sebze yemek gerekli midir? ” ~Kasey

CEVAP: ‘‘Mineralller” konusuna yeni adım atanların kolayca düştükleri bir yanılgı vardır! Sebzelerde bol mineral bulunmaktadır ancak vücutlarımız sebzelerde bulunan mineralleri hayvansal protein bazlı gıdalardan özümsediği kadar etkin biçimde özümseyemez. Örneğin kalsiyum gibi bir minerali özümsemek için D3 vitamini gereklidir. ( D3 vitamini hayvansal gıdalarda bulunur, D3 vitamini hayvansal gıdalardan alamadığımız durumda vücudumuz bu vitamini kolestrol, D2 vitamini ve güneş ışınlarının UVB bandını kullanarak ve ürettiği hidroklorik asitten yararlanarak kendisi sentezlemektedir. ) yani D vitaminini uygun biçimde özümsenmek ve kullanmak için gene hayvansal yağlara ve hayvansal A vitaminine gereksinim duyarız.(burada A vitamininden kasıt bitkisel gıdalardan aldığımız beta karoten değil hayvansal gıdalardan aldığımız retinoik asittir.) Hidroklorik asit yardımıyla kalsiyum, magnezyum, fosfor , demir ve diğer mineraller barsakta iyonize edilmelidir. Hidroklorik asidin üretimi ise özellikle hayvansal protein içeren gıdalar tüketildiğinde artar. Otobur hayvanlar dört mideli sindirim sistemleri ve geviş getirmeleri sayesinde gerekli besinleri bitkilerden almayı başarabilirler ama onlar bile yeteri kadar besin alabilmek için tüm günlerini beslenme ve sindirme aktiviteleri ile geçirmek zorunda kalırlar. Otobur hayvanlar insanlar gibi hidroklorik asit üretemezler. Yani sözün özü biz insanların sindirim sistemleri gerekli tüm besinleri bitkilerden almaya elverişli bir yapıda değildir.

Şimdi gelelim asit-alkali mevzusuna.Bu konu oldukça karmaşıktır ve alkali beslenme taraftarlarınca dahi çok iyi anlaşılmamıştır. Vücut dokularının asit yada alkali olmasından söz ettiğimizde vücudumuzun neresi ile ilgili konuştuğumuzu bilmeliyiz. Örneğin tükürük, idrar, mide, barsak ve kandaki pH değerleri (düşük pH değerleri asidik olmayı yüksek pH değerleri ise alkali olmayı ifade eder) birbirinden farklıdır. Midemizin daima asidik olması gerekirken kan pH değerimizin 7.35-7.45 aralığında hafifçe alkali olması gerekir ,aksi halde hayatımızı kaybederiz. Kan pH değerimizi yaklaşık 7.4 seviyesine ayarlayan unsur yediğimiz içtiğimiz gıdalardan ziyade nefes alıp vermemizdir. Çünkü nefes karbondioksit ile bikarbonat arasındaki dengeyi regüle ederek dolaylı olarak kan pH değerini uygun seviyeye ayarlar. Benzer şekilde idrar ve tükürük pH düzeylerine bakarak akıl yürütmek yanlış yönlendiren sonuçlara ulaşmamıza yol açabilir. Örneğin tükürük pH değerinin düşük (asidik) olması bazı alkali beslenme yanlılarının sandığı gibi alkali sebze tüketme eksikliğinden değil elzem hayvansal yağların tüketilmesi eksikliğinden kaynaklanabilir.

Benim düşünceme göre ”Alkali Mucizesi” olarak takdim edilen limon suyu yada lifli,yeşil yapraklı sebzelerin ana faydası tamponlama sistemimiz üzerindeki yükü azaltmalarıdır. Günümüzde çevresel toksinler tamponlama sistemimiz üzerinde sürekli bir yük oluşturmaktadır. Bu nedenle bu yükü azaltmak için ben de bol lifli sebze ve yeşillik yeme taraftarıyım. Unutmayın ki elli yıl önce bir porsiyon semizotu yemeğinden aldığımız kadar besini almak için bugün en az on porsiyon semizotu yemeliyiz. Modern Dünya’ya hoşgeldiniz! Elbette bu durum vejetaryen olmamızı gerektirmiyor. Sadece daha fazla miktarda ve çeşitli tipte lifli sebze ve yeşillik yememiz gerektiğini gösteriyor. Benim düşünceme göre alkali beslenmenin ana faydası vücudu alkalize etmekten ziyade alkali diyette bolca tüketilen bitkilerin içerdikleri fito-besinler ,antioksidanlar ve detoksifiye edici (zehirleri uzaklaştırıcı) özellikleri yardımı ile vücudu temizlemeleridir. Bitkilerin detoksifiye edici olmaları onların aynı zamanda insan vücudu için elverişli yapıtaşları olduklarını göstermemektedir. Bu nedenle sebze ağırlıklı diyetimizi hayvansal proteinlerle ve hayvansal yağlarla tamamlamalıyız. Umarım bu cevap yararlı olmuştur.”

Dr. Chris Decker, ND’nin (kaynak:primaldocsdotcom/opinion/thoughts-on-cancer) bir makalesinden yapılan alıntı da sebzelerin iyileştirici ve temizleyici etkilerini hayvansal gıdalar ve hayvansal yağlardan gelen besinlerle birleştirince en iyi sonuçların alındığını ortaya koymaktadır:

“Vegan diyeti bir çeşit oruçtur: vücuda bir yandan temizleyici ve detoksifiye edici besinler verilirken diğer taraftan vücut besleyici maddelerin yokluğunda aç bırakılır………….Sonuçta bizler (beynimiz ve vücudumuz) genetik olarak buz devri yaratıkları olduğumuz için besleyici anabolik yakıt olan hayvansal yağlara ihtiyacımız olduğunu görmekteyiz…………………….Bitkisel bir diyetle kanser tedavisi yapan Dr. Gerson dahi orjinal kanser tedavi protokolünde hayvansal gıdaların sağlık faydalarını farketmiş ve hastalarına düzenli olarak otlak hayvanlarının ciğerini çiğ tüketmelerini tavsiye etmiştir.”
Derleyen ve Türkçe’ye özetleyerek çeviren: TAŞ DEVRİ DİYETİ PLATFORMU

Bu belge: http://www.tddp.org/alkali-beslenme-gercekten-faydali-midir/

Başka bir makale.

http://beslenmebulteni.com/…/alkalin-diyetin-bilimsel-bir-…/

Reklamlar