İbn-i Sina’nın El-kanun Fi’t-Tıbb kitabından.
Yaklaşık bin yıl önce yazılmış bir tıp eseridir.Tabi bu yazıda yanlışlar var ondan mantık süzgecimizi kullanmayı unutmayalım.
Orjinal olan şekli ile paylaşmak istedim.

On Birinci Bölüm

Çevrenin Etkisi

Çevrenin etkisine zaten mevsim değişmeleriyle ilgili kısımda işaret edildi. Aynı konunun bir başka açıdan öz bir açıklaması burada verilecektir. Çevrenin vücut üzerindeki etkisinin aşağıdaki etkenlerle meydana geldiği zaten belirlenmiştir. Bunlar a. yükseklik, b. dağların yakınlığı, c. saf, çamurlu, nemli, bataklık ve mineral şeklinde toprağın tabiatı, d. suyun yeterliliği ve azlığı ve f. ağaçlar, madenlerin, mezarların ve ölü hayvanların yakınlığı ve mahalli etkenlerdir.

Havanın niteliği üzerinde, enlemin, yüksekliğin, dağların ve denizlerin yakınlığının, esen rüzgarların yönü ve toprağın tabiatının etkileri zaten açıklandı. Şimdi, Güneş’in batışından hemen sonra serinleyen ve Güneş yükselinci ısınan havanın genel olarak, hafif ve latif olduğuna işaret edilebilir. Böyle olmayan hava ağır, yoğun ve kalındır. Boğulur gibi bir etki yaratan ve göğüste basınç hissedilmesine sebep olan hava en zararlı olandır. Çeşitli ülkelerin hava şartları hakkında aşağıda ayrıntılı açıklaması verilecektir.

Sıcak Ülkeler:

Sıcak ülkelerde yüz koyu renktedir, saçlar siyah ve kıvırcıktır; sindirim kolay bozulur. Sıvıların artan yayılımından dolayı erken yaşta bunama görülür. Bu özellikle, otuzunda dahi insanların yaşlı göründüğü Habeşistan’da aşikardır ve hayatiyetin bir hayli kaybolmasından dolayı çekimser davranmasıyla uygun düşer. Bu şekildeki iklim şartlarında yaşayan insanlar, genellikle yumuşaktır ve nazik yapıdadırlar.

Soğuk Ülkeler:

Soğuk ülkelerin sakinleri, ekseriya kuvvetli, cesur ve ataktır. Onların sindirimi iyidir. Ancak, eğer, aynı zamanda nemli mizaçtaysalar, şişmanlamaya ve görülmeyen ven ve eklemleri olan, yumuşak derili, etli bir yapıya sahip olma eğilimleri vardır.

Nemli Ülkeler:

Nemli ülkelerin insanları, farkedilir şekilde şişmandır. Onların yumuşak ve düz yüzleri vardır, çünkü onların yazlan sıcak değildir ve kışları da çok soğuk olmaz; egzersizden kolayca yorulurlar ve uzun süren hummalar, diyare, menorrhagia (adederde normalden fazla kanama olması) ve baş kanamasından muztarip olurlar. Ülser, fistül, çürüten düzensizlikler, stomatosis (ağız hastahklan) ve sara bunlar arasında yaygındır.

Kuru Ülkeler:

Kum ülkelerde, hem kış, hem de yaz, genellikle şiddetlidir. [Bu ülkelerin] sakinleri, kum mizaçlıdır; derileri incedir ve kolayca çatlar ve onların beyinleri kuruluğa meyillidir.

Yüksek Yerlerdeki Ülkeler:

Yüksek yerlerde yaşayanlar, cesur, güçlü ve uzun ömürlüdür.

Alçak Yerlerdeki Ülkeler:

Alçak yerler, genellikle, nemli ve havasızdır, sakinleri, hüzünlü ve kötümserdir. Böyle yerlerde, su, özellikle de göllerde, durağan olduğunda veya içinde çok miktarda tuztaşı varsa asla soğumaz. Atmosfer, daima anormaldir ve su genellikle sağlık için zararlıdır.

Alçak Dağlar:

Alçak dağların iklimi, genellikle, yazın sıcaktır ve kışın soğuktur; sakinlerinin yapıları sert ve sağlamdır ve çok saçlıdır. Onların çıkıntılı eklemleri vardır; mizaçları kurudur; az uyurlar; ahlakî karakterleri yoktur. Onların fizikî güçleri belirgindir ve gururludurlar; tahakküm edicidirler ve savaş alanlarında büyük başarı gösterirler. Onlar, ekseriye beceriklidir ve bu becerdikleri süreklilik göstermez.

Karla Kaplı Yüksek Dağlardaki Ülkeler:

Karlarla kaplı dağların sakinleri, soğuk ülkelerinki gibidir. Kar yağınca, bu yerler, genellikle rüzgarlıdır, fakat [karlar] eriyince, dağlann perdeleyen etkisinden [dolayı] sıcak ve nemli hale gelir.

Deniz Kenarındaki [Ülkeler]:

Deniz kenarında, yaz ve kışın, her ikisi de, denizden gelen nemden dolayı, mutedildir. Ancak, nemlilik, denizden gelen rüzgarlardan dolayı, yüksektir. Yerin deniz seviyesi ve denizin yakınlığı, kuzey ülkelerini daha sıcak hale getirir. Güney ülkelerinde, deniz kenarı, iklim olarak bunun zıddıdır.

Kuzey Ülkeleri:

Kuzey ülkelerinin iklimi, sık sık kasılma ve alıkoyma hasıl eden kı-şınki gibidir. Bu ülkelerde, hıltlar vücutta toplanma eğilimi gösterir. Sindirim, genellikle iyidir ve hayat uzundur, insanlar, kan birikmesinden dolayı damar yarılmalarına ve burun kanamalarına yatkındır ve dağdım azalır. Tabii sıcaklığın yeterli ve iç organlarının sağlıklı durumda olması yüzünden sara, bu insanlar arasında nadiren görülür. Ancak, güçlü ve etkin bir sebep olmadan gelişemeyeceğinden dolayı, bu durum ortaya çıktığında, şiddetli olmaya eğilim gösterir. Sakinleri güçlü olduklarından ve kanları sağlıklı olduğundan ve de nemli ve sulu yaralar meydana getiren hiç bir şey olmadığı için, ülserler çok çabuk iyi olur. Kalplerinde daha çok sıcaklık olduğundan, insanlar, genellikle korkutucu ve vahşidir. Kadınlarda, geçitlerin darlığından ve gevşeme hasıl edecek ve kanın akışında yardımcı olacak etkenlerin eksikliğinden adet görme (menstrution) azdır. Uterus, uygun şekilde boşaltılıp, temizlenmediği için kısırlık yaygındır. Türklerin yaşadığı ülkelerde durum farklıdır. Onların nisbeten kuvvetli olan tabii sıcak-ı * lığı, genellikle geçitleri gevşeten ve adet kanının akmasında yardımın cı olan etkenleri dengeler. Zaten zikredildiği gibi, kuzey ülkelerinde k kadınlar arasında düşük sık görülmez. Bu da o ülkenin sakinlerinin a kuvvedi ve sağlıklı olduğunu vurgular. Ancak, kadınlar lohusalık sırasında, cinsiyet organlarının dar ve kasılmış durumlarından büyük ölçüde şikayet ederler. Eğer düşük olursa, bunlar şiddetli soğuklardan I kaynaklanır. Emzirme esnasında, süt kalın ve durgundur, kolayca akmaz, çünkü soğuk onun serbestçe ve kolayca akmasını engeller. Zayıf ve narin kadınlar, verem olmaya eğilim gösterirler. Kadınlarda lohu-* salığın normal gerginliği de karın duvarı fıtığı meydana getirmeye £ eğilimlidir. Bununla birlikte, erkek çocuklarda büyüyünce kaybolan hydrocele (testislerde ödem sonucu seröz sıvı birikmesi) gelişir. Kız çocuklarda yılancık ve yine büyüme ile kaybolan hydrouterus (ute-rusta sıvı toplanması) görülür. Göz iltihabı (ophthalmia) nadirdir; eğer ortaya çıkarsa, şiddetlidir.

Güney Ülkeleri:

Güney ülkelerinin iklim özellikleri, yaz mevsimininkilere benzer. Su ekseriya, tuzludur ve kükürt içerir. Güneyde, çevrenin özel bir vasfı, başta nemli hıldarm toplanma eğilimidir. Böylece, insanlar nezleye ait akıntıların kaçınılmaz şekilde baştan mideye boşaltılmasından dolayı, sık sık diyareden şikayet ederler. Onların sinir sistemi ve diğer organları, genellikle zayıf ve sarkıktır, insanlar, genellikle, zihnen aptaldır, zor kavrar; iştihaları zayıftır. Beynin zayıf oluşundan dolayı, onlar alkolden kolayca etkilenirler. Yaralar, nemli ve gevşek kalmaya temayül ettikleri için, yavaş iyi olurlar. Kadınlar da adet halinde kanama çok olur ve zorlukla gebe kalırlar. Kadınlarda düşük çok görülür ve bu dumm başka bir sebepten çok, hastalığın çok sık görülmesinden dolayı ortaya çıkar. Erkekler, ekseriya, bağırsak kanamalarından, basur memelerinden, göz iltihabından muztariptir; ancak, bu durumlar çabucak kaybolur. Elli yaşın üstündeki insanlar, nezleden dolayı, beyin damarlarında kan toplanması dolayısıyla paraliz olurlar ve onlar astım, sara ve diğer spazmodik durumlardan şikayetçi olurlar. [Güney ülke sakinleri] sıcak ve soğuk olmak üzere her ikisiyle de karakterize olan hummalar ve uzamış kış mevsiminkine benzeyen ve şiddetli gece nöbetleri gösteren hummalar geliştirirler. Ancak, hıltların daha hafif kısımlarının dışarı atılmasına sebep olan diyarenin sık sık ona eşlik etmesinden dolayı, yüksek ateş nadiren görülür.

Doğu Ülkeleri:

Doğuya açılan şehirler, Güneş’e açık olduklarından, temiz hava alırlar. Onlar Güneş doğarken, hafif rüzgar alırlar.

Batı Ülkeleri:

Batıya açılan ve doğudan korunmuş olan şehirler, uzun zaman Güneş’ten mahrum kalıp, gölgede kalırlar. Onlar, ancak, kısa bir süre Güneş alırlar ve Güneş’i doğarken almaktan çok, batarken alırlar. Bundan dolayı, Güneş havayı inceltmekte ve kurutmakta başarılı olamaz ve atmosfer yoğun ve nemli kalır. Eğer bir rüzgar varsa, o sadece batıdan ve de akşamüstü eser. Böyle yerlerde yaşam, mutedil, sıcak, yoğun ve nemli yerlerdeki yaşamla aynı etkiye sahiptir. Fakat, havanın daha yoğun olması için bu yerlerin ikliminin ilkbaharınkiyle aynı belirleyici özelliklere sahip olması gerekirdi. Buna rağmen, batıdaki yerler, doğuya açılan yerlerinki kadar sağlıklı değildir, çünkü batı ülkelerinde, hava asla ilkbaharda olduğu gibi değildir. Ancak, batıdaki bir yerin diğer yerleşim yerlerine göre, nisbeten daha iyi bir iklime sahip olduğu doğrudur. Bu yerlerin, özellikle arzulanmayan karakteristiği, serin gecelerden sonra, birden bire gün ortasında sıcak Güneş’e maruz kalmasıdır. Fazla nemlilikten dolayı, [bu ülke] sakinleri, özellikle de, nezle durumlarının çok yaygın görüldüğü sonbaharda, ses kısıldığından muztariptir.

İkamet Edilecek Arazinin ve İkametgahın Yapısının Seçimi:

İkametgah için arazi seçiminde insan şunları düşünmelidir: a. toprak, b. yerin yüksekliği, c. arazinin açık yada muhafazalı olup olmadığı, d. su tesisatının açık veya kapalı mı ya da aşağıdan mı gittiği yoksa rüzgara mı maruz kalacağı, e. esen rüzgarların temiz ve serin olup olmadığı, f. yakında denizler, göl, dağlar ve maden yataklarının olup olmadığı, g. bulaşıcı hastalıklar, h. sakinlerin güç, iştiha, sindirim ve beslenme alışkanlıklarına göre genel sağlığı ve i. genişlik, havadarlık ve açık yerlerin mevcudiyetine göre komşu evlerin durumu.Bir ev yaparken [insan], kapıları ve pencereleri doğuya ve kuzeye doğru yapmaya özen göstermelidir. Bina öyle olmalıdır ki hava eve doğu ya da kuzeyden girmelidir ve binanın her yanı havamn temizlenmesi için Güneş almalıdır. Çok miktarda tatlı, saf ve temiz su yakında, kullanıma müsait olmalıdır ve derin, kapalı yerlerdeki durgun su değil, akan serin su olmalıdır. Su kuyu suyunun aksine kışın serin yazın ılık olmalıdır.

Hava ve yerleşim yerinin etkisini tamamen tartıştıktan sonra şimdi de insan vücudunda etkin olan diğer faktörleri ele alalım.

Reklamlar