Işık kirliliği, yanlış tonda, yanlış yerde, yanlış miktarda, yanlış yönde ve yanlış zamanda ışık kullanılmasıdır. Hava kirliliği havamızı, su kirliliği suyumuzu kirlettiği gibi, ışık kirliliği de iyi aydınlatmamızı kirletmektedir. Gereğinden fazla ve yanlış yerde ışık kullanmak etkisiz aydınlatma demektir; bunun sonucu olarak ışığı üretmek için harcanan enerjinin önemli bir kısmı da boşa gitmektedir.

Vücut saati

Yeryüzündeki diğer canlılar gibi insanların da bir vücut saati var ve uyku ve uyanma düzeni, açlık, aktivite, hormon üretimi, vücut ısısı ve diğer birçok psikolojik işlemleri ritmik olarak bu saat düzenliyor. 24 saatte bir devir yapan bu saatin doğru işlemesi gün ışığı, karanlık gibi önemli sinyallere bağlı. Işık kirliliği Amerika’da Ölüm Vadisi milli parkını da etkiliyor.
Atlasta gösterilen ışık kirliliği tek başına doğrudan vücut saatimizi etkileyen bir düzeyde değil belki. Bu ölçüm melatonin hormonunun ne kadar bastırıldığının belirlenmesi yoluyla yapılıyor.
Atlasın ölçtüğü ışık kirliliği ise elektrik ışığının atmosferde yansımasını temel alıyor. Evlerimiz, işyerleri ve sokaklardaki bu ışıklar çoğu zaman vücut saatini bozan bir etkide bulunuyor.
Fizyolojik yapının vücut saatine göre şekillenmesi milyarlarca yıllık bir evrim sonucu ortaya çıktı. İnsanların hayatına elektriğin girmesi ise 19. yüzyıl sonlarından, yaygınlaşması ise 20. yüzyıldan beri söz konusu.
Bu süre evrim açısından okyanusta minik bir damla. Yapay ışığın vücut saati üzerindeki etkisi konusunda henüz fazla bir şey bilmiyoruz.
Son zamanlarda, vücut saatinin sekteye uğramasının uyku sorunu, obezite, diyabet, bazı kanserler ve duygu durumu bozuklukları gibi bit sürü soruna yol açtığına dair şüpheler güçleniyor (bence her türlü sorun ile bağlantısı var). Buna yol açan en önemli etken ise gece maruz kalınan elektrik ışığı.

BEDEN SAATI NASIL ÇALIŞIRMIŞ?
Son zamanlarda okuduğum kitaplardan biri olan, İçimizdeki Evren: İnsanların, Kayaların ve Gezegenlerin Ortak Tarihi; bir bölümünde zaman kavramını anlatırken, beden saatlerimizin nasıl oluştuğunu inceleyen bilim adamlarına yer vermiş. Bütün ilginç bulguların sonucunda da insan bedeninin çalışmasının gizemini ve mükemmelliğini sergileyen Neil Shubin, çağdaş yaşam seçimlerimizin beden saatimize verdiği zararları anlatmış.
Bedenlerimiz, canlılar ve hatta kayalar bile gezegenlerle ve güneş sistemiyle uyumlu aynı metronomda çalışır. Hepsinin içinde ortak bir takvimi var. Bu ortaklığa bağlı olarakta farklı canlı türlerin yaşları DNAları araştırılarak bulunuyor. Bütün bunlara uyumlu olarak da insan vücudundaki hücrelerin içinde çalışan temel bir mekanizma yani bir genetik saat var. Michel Siffre isimli genç kendi üzerinde yaptığı bir deneyde bir ay boyunca karanlık bir mağarada yaşamış. O esnada tüm uyku düzeninin bozulmasına rağmen bir tek yirmi dört saatlik bir düzenin tutumluca devam ettiğini günlüklerinden bulmuş. Bu düzenli yaşam sisteminin ise gözümüzün arkasındaki minik bir hücre alanı tarafından belirlendiğini seneler sonra Curt Richter isimli bilim adamı yirmi senelik fareler üzerine yaptığı araştırmalar sonucunda bulmuş. Fareler kör olsa da olmasa da karanlık yada aydınlık yerlerde normal yaşamlarını sürdürebiliyorlarken bu hücre birimleriyle oynandığında bütün sistemleri bozulmuş.
Hücre içindeki moleküler saati kuran ışık, gözden beyinin görsel bilgileri yorumlayıcısına gidip, sinyallere dönüşür. Sinyaller ise Richter’ın bulduğu hücre kitlesi tarafından tanımlanıp; beyin merkezindeki epifiz bezi tarafından bilgiye aktarılır ve melatonin sayesinde tüm bedene yayılarak bedenimizin günümüze göre ayarlanmasını sağlar.Sinekler üzerinde yapılan gen araştırmalarına bağlı olarak Seymour Benzer ve Ranold Konopka mutant sinekler oluşturdular ve gelişimlerini senelerce izlediler. Bir grup bireyin gelişim süreçlerindeki zaman değişiklerini tanımlayıp vücut saatlerinin bozulduğunu fark ettiler. Zamanı ayarlıyan molekül mekanızmasına bakarak, asıl işlevi görenin bedenlerindeki bir protein çalışması olduğunu gözlemlediler. Burdan yola çıkarak bedenin içindeki saate bakmak için hücreler içindeki saat rakkasının moleküler karşılığına baktılar. DNA faaliyetindeyken etkileşim içinde proteinler oluşturarak, bunların üstlendikleri belli görevlerle hücrelerden geçişini sağlarken DNA’yı yeniden faaliyete geçirir ve sürecin yeniden başlamasını sağlarmış. Bu bağlantı kurumundaki hız ise kimyasal değişimlerin rakkasa benzer salınımı ile oluşarak vücut saatinin oluşumunu belirlermiş.
Gün içindeki uykumuzu ışık belirlediğine göre, günümüzdeki hayatımızdaki yapay ışıklar uyku düzenimizi bozarak vücut saatimizi etkiler. Kitapta denildiği üzere ‘’İçimizde geçmişte gelen ritimle çağdaş yaşamımız arasında hiçbir bağlantı bulunmayan bir zamanda yaşıyoruz.’’ Bu da sağlık durumumuzu büyük çapta etkiliyor. Gündüz uyuyup gece çalışanların çoğu kalp krizi ve kanser, özellikle meme kanseri riskini taşıyorlar. Metabolizmamız bile hücrelerimizin içindeki saatlerden etkilenmekte.
Bu durumda televizyon, video oyunları, cep telefonları ya da bilgisayarların karşısında gece saatlerinde geçirilen vaktin olası minimuma indirilmesi, beden saatimizin ve uyku düzenimizin sağlığı için gerekli olduğunu görebiliriz. Yapay ışıkların gece saatlerinde gözümüz tarafından algılanması uyku düzenimizin bozulmasına sebebiyet verir.

Kısacası;
“Biyolojik sağlığımız, içsel saatimizin çalışması için ışık kadar karanlığa da gereksinimimiz var.”

—————————-

Benim düşüncem evde kullanılacaksa kesinlikle sıcak tonda ışık veren ampüllerin kullanılması.Saat mümkünse 9’dan sonra ışığa maruz kalmamak.Yapabilirseniz hiç bir yapay ışığa maruz kalmayın.Yapay ışık canlıların biyolojik tüm işlerine zarar verir yani canlılara çok zararlıdır.

Bu linkleri inceleyabilirsiniz

http://www.tug.tubitak.gov.tr/…/zeki_aslan_isik_kirliligi.p…

file:///C:/Users/Can%20y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m/Desktop/4775-18904-1-PB.pdf

http://beslenmebulteni.com/besl…/bilinmeyen-yonleriyle-uyku/

Reklamlar