1-Daha önce TDDP’nin yayınladığı ”Yaşam Kıvılcımı Magnezyum” isimli (alttaki 2. makale) makalede Magnezyum’un topraklarımızda çok azalması nedeniyle besinlerden magnezyum gereksinimimizi karşılamanın zorlaştığı söylenmişti, bu durumda magnezyum takviyesi yapmamız mutlaka gerekli midir?

TDDP olarak bizler de gerekli vitamin ve mineralleri mümkün mertebe doğal yollardan ve besinlerden almanızı savunuyoruz ancak günümüzde insanın doğaya olan binlerce yıllık müdahalesinin birikimli etkileri sonucunda besinler bazı mineraller yönünden çok fakirleşmiş ve doğanın matematik dengesi bozulmuştur. Malesef bu fakirleşen minerallerin başında magnezyum gelmektedir, günümüzde magnezyumu besinlerden yeterince alma şansı kalmamıştır, dışarıdan takviye edilmelidir.

2-Peki Magnezyum Hangi Formda ve Ne Şekilde Alınabilir ?

Dr. Segura’dan alıntı: Magnezyum takviyesinden faydalanabilmek için magnezyumu şelat şeklinde, yani amino asitlere bağlanmış şekilde almalıyız, bunlar : Magnezyum sitrat, magnezyum malat, magnezyum orotat, taurat ve magnezyum glisinattır. Magnezyum oksit kullanmayın çünkü bu form temelde bir müshildir. Tavsiye edilen miktar günde 6-8 mg/kg vücut ağırlıdır. Bununla birlikte ortalama bir yetişkin için günde 4 kez 200 mg daha iyi bir dozdur. Eğer bu doz ishale sebep olursa, bu etki ortadan kalkıncaya kadar 200mg’lık miktarlarda azaltın. Magnezyum takviye dozunuzu gün içerisine yayın çünkü bir seferde absorbe edebileceğimiz miktar sınırlıdır. Eğer zamanla magnezyum eksikliğinden kaynaklanan etkiler iyileşmeye başlarsa, günlük takviye dozajını azaltabilirsiniz.

Magnezyum şelatın baz formları bazı durum/şartlar için daha uygundur. Kalp rahatsızlıkları için en iyisi magnezyum taurattır. Magnezyum takviyesinde ishale yakın etki yaşayanlar için magnezyum taurat, glisinat ve orotat daha uygun olabilir, çünkü bunların daha az laksatif etkisi vardır. Kronik bitkinlik, ağrı, uykusuzluk ve fibromiyalji için en uygun form magnezyum malattır.

Magnezyum aç ya da tok karnına alınabilir ama en iyisi öğün aralarında almaktır çünkü absorbe edilmesi için mide asitleri gereklidir. Bir ana öğün sonrası mide asitleri mineral emilimi için daha az hazır olabilir. Magnezyum bir alkalindir ve antiasit olarak çalışabilir, sindirim için gerekli mide asitlerini nötralize edebilir, dolayısıyla hemen yemek öncesi alınması da pek doğru değildir.

3-Sahiden magnezyum topraklarda o kadar çok azalmış mıdır ve topraklarda magnezyumun azalma nedenleri nelerdir?

Bizlerin betondan şehirlere sıkışmamız nedeniyle gözümüze doğal gibi gözüken yeşil tarlalar aslında insanın doğaya onbin yıllık bir müdahalesinin eseridir ve özünde şehirleri betona çevirmemizden farklı bir müdahale değildir. Doğayı bozma döngümüz orman ve otlakları tarlaya çevirme, tarlalara imar verme, tarlalara bina yapma, verilen imar oranlarını arttırma, binaları yıkıp daha büyük binalar yaparak şehirleşme şeklinde ilerlemektedir.

Topraktaki yıkıcı eylemlerimizin en masum gibi gözükeni monokültür tarımıdır, Doğada bitkiler monokültür olarak bulunmaz, Doğa kendi haline bırakılsa doğada pek çok bitki türü bir arada yaşar ve bu bitki türleri simbiyoz yaparak sürdürülebilir şekilde birbirlerine fayda sağlarlar, örneğin uzun köklü ağaçlar toprağın derinliklerinden aldıkları magnezyumu ve diğer mineralleri yaprağa çevirirler, bu yapraklar dökülüp çürüyerek humus olurlar ve bu humus diğer kısa köklü bitkilerin magnezyum ve diğer mineral gereksinimlerini karşılar. Doğada toprak bir ekosistemdir, üstünde yaşayan hayvanların idrarı topraktaki nitrit ve nitrat üreten bakterileri besler, nitrat bitkiler için doğal gübredir, Bitkiler gelişir ve otobur hayvanları besler, otobur hayvanların dışkıları toprağı besler, Otobur hayvanların etleri insanları ve diğer yırtıcıları besler, doğada, maytlar, bakteriler, nematodlor, molüskler ve diğer canlılar doğanın kendi kendisini sürdürme döngüsünde rol alır. Bizler bu döngüye müdahale ederek bozmuş durumdayız, artık monokültür tarımı yaparak bitkilerin birbirine destek olmasına mani oluyoruz, otobur hayvanları topraklardan uzaklaştırıp endüstriyel hayvancılık yaparak, otobur hayvanları ve onların dışkılarını da bu döngüden uzaklaştırdık, toprağı çeşit çeşit tarım ilacı ve kimyasalı ile zehirleyerek mikro organizmaları, nematodları, molüskleri, kemirgenleri, böcekleri ve sürüngenleri tarımsal aktivite sırasında öldürüyoruz. Tüm bu müdahaleler sonucu verimini yitiren toprakları bir yandan nitratlı, fosforlu ve potasyumlu yapay gübreler ile verimli hale getirmeye çalışırken diğer yandan magnezyum fakirliğine yol açıyoruz, çünkü yapay gübrelerde bulunan fosfor ve potasyum magnezyumun en güçlü antagonistlerindendir. Ayrıca endüstirileşmenin yol açtığı asit yağmurları da bitkilerin magnezyum yoksunluğu çekmesinin nedenlerindendir. Artık hayvanlar ahırlarda küspe ile beslenmektedir, otlatılan az sayıda otobur hayvan vardır, eğer internette bir arama yaptırırsanız fakirleşen topraklarda yetişen magnezyumsuz otları yeme sonucu zehirlenen ve magnezyumsülfat iğnesi ile hayatı kurtarılan otlak hayvanlarının öyküleri bulabilirsiniz. Resmi verilere dayanarak hayvan ürünlerindeki besinlerin son 60 yılda nasıl fakirleştiğini anlatan şu makaleyi ingilizce bilen ve okumayı seven takipçilerimizin dikkatine sunuyoruz.
4-Peki Sebzeler Tabağımıza ulaşana kadar ekstra magnezyum kaybına uğrar mı?

Sebzeler toplanırken, taşınırken ve işlenirken de magnezyum ve diğer besinleri kaybeder. Yeşil yapraklı sebzeler mutfağımıza ulaştığında bizler de haşlama gibi hatalı pişirme yöntemleri kullanarak magnezyum kaybına yol açarız, sebzeler için doğru pişirme yöntemi hafifçe soteleme yada buharda pişirme olmalıdır.

5-Sebzelerin içerdiği magnezyumdan yararlanmamıza engel olan başka hangi unsurlar vardır?

Dr. Natasha Campbell-McBride ‘ a göre bir şeker molekülü 28 magnezyum molekülünün ziyan olmasına yol açar. günümüzde insanlar bol miktarda şekerli meyve, şekerleme, abur cubur, karbonhidrat ve meşrubat tüketmektedir, bu durum magnezyum ihtiyacımızı üstel olarak arttırır. Florlu sular magnezyuma bağlanarak magnezyumu kullanılamaz hale getirir. İşlenmiş etlerde ve meşrubatlarda bulunan fosfat magnezyuma bağlanarak vücudun özümseyemeyeceği magnezyum fosfatı oluşturur. Bol magnezyum olduğu iddia edilen ıspanakta bu magnezyumun emilimini engelleyen okzalatlar bulunur, benzer şekilde bol magnezyum olduğu iddia edilen badem ve kabak çekirdeği gibi yemişlerde ve tahıllarda ise magnezyum emilimini engelleyen bir anti-besin olan fitik asitler vardır. Bir besinde magnezyum yada diğer minerallerin bol bulunması o besinin o minerali vücudumuza almak için iyi bir kaynak olduğunu göstermeye yetmez. Elbette duyarlılığınız yoksa bir miktar kabak çekirdeği yada badem tüketmenize karşı değiliz ancak bu şekilde magnezyum gereksiniminizi karşılamanın sanıldığı kadar kolay olmadığının altını çiziyoruz. Benzer şekilde inek sütünde de çok bol kalsiyum vardır, ancak inek sütünde bol kalsiyum olması bu kalsiyumu vücudumuzun çok başarılı biçimde kullanabileceği anlamını taşımaz, bu nedenle Dünya’da en çok inek sütü tüketilen ABD’de kemik erimesi sorunu en çok görülür, hiç süt tüketilmeyen Çin’de ise çok az görülür. Bu noktada bitkisel magnezyum kaynaklarının niçin sanıldığı kadar iyi olmadığını anlatmak için Dr. Gedgaudas’ın daha önce TDDP tarafından çevrilen yazısından biraz alıntı yapalım :

”Mineralller” konusuna yeni adım atanların kolayca düştükleri bir yanılgı vardır! Sebzelerde bol mineral bulunmaktadır ancak vücutlarımız sebzelerde bulunan mineralleri hayvansal protein bazlı gıdalardan özümsediği kadar etkin biçimde özümseyemez. Örneğin kalsiyum (yada magnezyum) gibi bir minerali özümsemek için D3 vitamini gereklidir. ( D3 vitamini hayvansal gıdalarda bulunur, D3 vitamini hayvansal gıdalardan alamadığımız durumda vücudumuz bu vitamini kolestrol, D2 vitamini ve güneş ışınlarının UVB bandını kullanarak ve ürettiği hidroklorik asitten yararlanarak kendisi sentezlemektedir. ) yani D vitaminini uygun biçimde özümsenmek ve kullanmak için gene hayvansal yağlara ve hayvansal A vitaminine gereksinim duyarız.(burada A vitaminin den kasıt bitkisel gıdalardan aldığımız beta karoten değil hayvansal gıdalardan aldığımız retinoik asittir.) Hidroklorik asit yardımıyla kalsiyum, magnezyum, fosfor , demir ve diğer mineraller barsakta iyonize edilmelidir. Hidroklorik asidin üretimi ise özellikle hayvansal protein içeren gıdalar tüketildiğinde artar. Otobur hayvanlar dört mideli sindirim sistemleri ve geviş getirmeleri sayesinde gerekli besinleri bitkilerden almayı başarabilirler ama onlar bile yeteri kadar besin alabilmek için tüm günlerini beslenme ve sindirme aktiviteleri ile geçirmek zorunda kalırlar. Otobur hayvanlar insanlar gibi hidroklorik asit üretemezler. Yani sözün özü biz insanların sindirim sistemleri gerekli tüm besinleri bitkilerden almaya elverişli bir yapıda değildir…………………….”

6-Magnezyum alımına mani olan yada magnezyum kaybına yol açan başka hangi unsurlar vardır?

Diyetle alınan kalsiyum, demir, potasyum, sodyum, fosfor, sütte bulunan laktoz ve benzerleri magnezyum alımını engelleyen besinlerdir. Terlemek ve zihinsel stres yaşamak diğer minerallerden çok magnezyumu tüketir. ideal olarak bir besindeki kalsiyum ile magnezyumun oranı 1:1 olmalıdır ama bu oran günümüz diyetinde 5:1 ile 15:1 arasındadır. Kalsiyumun magnezyuma oranla daha fazla olması böbrek taşları , idrar plakları yada vücudun diğer yerlerindeki plaklanmalarda ciddi bir unsur olarak karşımıza çıkabilir. Beslenme bülteninde yayınlanmış bulunan bir makale bu konuyu çok güzel bir şekilde açıklamaktadır.

7-Ağızdan takviye alma fikrini sevimsiz buluyorum , daha doğal bir magnezyum takviyesi yöntemi yok mudur?

Ağızdan takviye almanın suni bir yöntem gibi geldiğini ve sevimsiz olduğunu bizler de biliyoruz. Daha önce ”Yaşam Kıvılcımı Magnezyum” isimli TDDP makalesinde İngiltere’de insanların şifa bulma amacıyla gittiği epsom kaplıcalarının sırrının bu kaplıcanın sularında bulunan magnezyum sülfat (epsom tuzu) olduğuna değinmiştik. Kendinize epsom tuzu ile hazırlayacağınız ayak yada vücut banyoları hem deri yoluyla magnezyum gereksiniminizi karşılamaya yardım eder hem de sizlere bir kaplıca keyfi yaşatır. Bu yaklaşımı klorlu havuzların sularında kulaç atmaya oranla daha doğal bulacağınızı ümit ediyoruz. Epsom tuzu banyosundan da daha etkin olan bir diğer yöntem ise magnezyum yağı hazırlayarak bunu deri yoluyla tatbik etmektir.

Dr. Segura’dan alıntı:

Magnezyumun Yağ Şeklinde Cilde Uygulanması

Magnesim klorür magnezyum yağı yapmak için kullanılabilir. Bu şekilde kullanımda vücuda spreyle püskürtme ya da masajla ovma yapılarak tatbik edildiğinde, deri tarafından absorbe edilebilir. Magnezyum yağı şeklinde kullanım vücuttaki magnezyum biyo-yararlılığını artırır ve ayrıca yine oral yoldan magnezyum aldğında ishale yakın dışkı sorunu oluşan bazı kişiler için ideal takviye yöntemidir.

Bazı araştırmacılar -oral olarak almaları durumunda bu, ayları hatta bir seneyi bulabilecekken- %25 oranında magnezyum klorür konsantrasyonunda magnezyum yağı kullanan kişilerde magnezyum eksikliği sorununun bir kaç haftada çözüldüğünü ortaya koymuştur.

Her bir kol ve bacağınıza 6’şar kez magnezyum yağı püskürttüğünüzde yaklaşık olarak 400 mg magnezyum almış olursunuz (%25-35 li bir magnezyum klorür çözeltisi püskürtme başına yaklaşık 13-18 mg arası magnezyum içerir).

Magnezyumun Banyo Yoluyla Alınması

Magnezyum eksikliği daha yüksek düzeylerde hasta kişiler için gereken miktar sağlıklı kişilere göre daha fazladır. Genel olarak, eğer tüm vücudu kapsayan bir magnezyum banyosu yapacaksanız 55-60 gr (yalaşık ¼ bardak) magnezyum klorür kullanılabilir. Bazı kişiler daha yüksek bir magnezyum konsantrasyonunu tercih eder (100-200 gr arası) .

Küvet için olabildiğince az su kullanın, böylece 55-60 gr lık magnezyum klorür daha verimli bir konsantrasyn sağlayacaktır. Vücudunuzu ya da sadece ayaklarınızı 20-30 dk boyunca ılık-sıcak magnezyum banyosunda dinlendirin.

Magnezyum alımında banyo yöntemini tercih edecekseniz, ilk hafta her gün, ilk seferde düşük konsantrasyondan başlayarak ve gittikçe artırarak uygulamanız iyi bir çözümdür. Sonrasında 6-8 hafta veyada daha uzun süre boyunca, haftada 2-3 sefer uyugulama sıklığına geçebilirsiniz.

Epsom tuzu olarak da bilinen magnezyum sulfat da bir diğer harika alternatiftir, ancak böbrekler tarafından çok hızlı bir şekilde vücuttan atıldığı için gerekli miktarların vücut tarafından emilimi daha zordur. Epsom tuzu banyolarının etkileri uzun sürmeyeceği için magnezyum klorürle aynı sonuçları elde etmek için daha fazla miktarda magnezyum sülfat kullanmanız gerekir.
8-Magnezyum takviyesinin yan etkileri nelerdir?

Dr. segura’dan alıntı: Ortalama bir kişi için yüksek dozlarda magnezyum alımının – arasıra rastlanan ishalimsi dışkılama dışında- bir yan etkisi yoktur. [Dikkat!] Bununla birlikte magnezyum terapisi, böbrek yetmezliği, Myasthenia Gravis (ağır kas zaafı hastalığı), yüksek ve patolojik yavaş kalp ritmi olan kişiler, mekanik barsak obstrüksiyonu durumlarında sınırlandırılmaktadır. Bu tür rahatsızlıklardan muzdarip kişilerin, konunun uzmanlarına danışarak bu tür magnezyum terapilerini uygulamaları gerekmektedir.
9-Madem magnezyum eksikliği bu kadar önemli bir sağlık sorunudur niçin koruyucu tıpta bu konunun fazla sözü geçmiyor?

Aslında bu konuyu önemseyen çok sayıda bilim insanı ve hekim vardır, ancak seslerini yeterince duyurma fırsatı bulamazlar. Bilindiği gibi beslenme ve sağlık konularında toplum ve insan faydası ile sermayenin faydası arasında bir çıkar çatışması vardır. Aynı nedenle bu konuda kirli bilim ile objektif bilim bir kavga halindedir ve sermaye yanlısı ana akım medya daha ziyade kirli bilimin propagandasını yapar. Magnezyum takviyeleri patentlenemeyen ve ilaç sanayisine fazla kazanç sağlamayan tipte bir takviyedir. Az kazandırdığı için az sözü geçer, ancak faydası fiyatına oranla yüksektir.

Kirli bilim ve objektif bilimin birbiri ile olan kavgası gibi İnsan da kendi içinde nefsi ve zayıflıkları ile bir kavga halindedir. ( örneğin glutenli tahılların zararlarını kabullenemez kendisini ekmeğin faydalı olduğuna inandırmaya çalışır. ) Bu mikro kavgada gıda ve sağlık lobileri ve onların güdümündeki kirli bilim hakikatin değil insanın nefsinin ve zayıflıklarının yanında saf tutar ve malesef arkasında güçlü bir sermaye ve medya desteği olduğu için kirli bilimin sesi objektif bilime oranla daha fazla çıkar.

Hazırlayan : Taşdevri Diyeti Platformu

Bu belge: http://www.tddp.org/magnezyum-takviyesi-hakkinda-soru-ve-c…/

Reklamlar