Yazan: Dr Natasha Campbell-McBride
Ocak 2009
Yayınlandığı yer: Journal of Complementary and Alternative Medicine [Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Dergisi], Kasım 2005’de yayınlanmıştır
On beş yıl önce, Batı ülkelerinde otizm görülme sıklığı ortalama olarak 10.000 çocukta birdi. Şu anda, Birleşmiş Krallık Sağlık Bakanlığına göre, Büyük Britanya’daki 166 çocuktan 1’i otizm teşhisi almış durumda. ABD Hastalık Kontrol Merkezine (CDC) göre, 150 Amerikalı çocuktan 1’ine otizm teşhisi konmuş. Kanada Otizm Derneği de benzer sayıları bildirdi. Finlandiya’da European Journal of Child and Adolescent Psychiatry [Avrupa Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Dergisi] (2001, cilt 9) dergisinde yayınlanan bir çalışmada otizm görülme sıklığı 483 çocukta 1 olarak bildirilmiştir. İsveç’te, 141 çocuktan 1’inin otistik olduğu belirtilmiştir. Rusya ve Uzak Doğu’dan da benzer rakamlar gelmekte. Dünya çapında genetikle veya daha iyi bir teşhisle açıklanamayacak kadar fazla otizm vakası görülmeye başlandı, CAM pratisyenleri olarak bu sayının gitgide arttığını göreceksiniz.

Peki, otizm nasıl ve neden gelişir ve neden bu kadar yoğun bir salgın görülüyor?

Otizm esasen bir sindirim bozukluğudur. Çok az istisna hariç, bu çocukların büyük çoğunluğu normal beyinlerle doğarlar. Ancak, hayatlarının ilk iki yılında, çocuğun sindirim sistemi çocuk için bir beslenme kaynağı olmak yerine büyük bir toksisite kaynağına dönüşür. Çocuğun bağırsağında üretilen yüzlerce farklı toksin bağırsak kaplamasından emilerek kan dolaşımına karışır, beyne taşınır ve beyni toksisiteyle tıkar. Otistik çocuklar normal gözlere, kulaklara, dokunma hassasiyetine ve tat alıcılara sahiptir. Bu duyu organlarının topladığı tüm bilgiler işlenmek ve bunlardan öğrenmek için beyne aktarılır. Bakarak, dinleyerek, tat alarak ve dokunarak, bebek ve yeni yürümeye başlayan çocuk iletişim kurmayı ve uygun bir şekilde davranmayı öğrenir. Ancak, beyin toksisite ile tıkanırsa, bu duyusal bilgileri işleyemez ve bundan bir şey öğrenemez. Sonuç olarak, çocuğun duyduğu, gördüğü, dokunduğu ve tat aldığı her şey çocuğun kafasında bazen korkutucu, bazen keyifli, bazen de bunaltıcı bir sese dönüşür. Çocuk bu sesten faydalı bir şey öğrenemez. Bu durum çocuğun hayatındaki en hassas dönemde, yani dilin, normal iletişimin ve normal davranışın öğrenildiği ilk iki yılda geliştiği için, bunlar otistik bir çocuğun edinemediği becerilerdir.

Sindirim sistemi neden bir toksisite kaynağına dönüşür? Çocuklar normal bir bağırsak florası geliştiremediği için. Bebekler steril sindirim sistemleriyle doğarlar. Hayatlarının ilk 20 gününde, bu steril yüzey çocuğun bağırsak florasını oluşturan bir mikrop karışımıyla dolar. Bağırsak florası insan fizyolojisinin en önemli parçalarından biridir. Sağlıklı bir durumda, bağırsak florasında vücutta çok sayıda önemli fonksiyonu yerine getiren faydalı bakteriler baskındır. Örneğin, bunlar sindirim sisteminin hizmetçileridir. Çocuk normal bir bağırsak florasına sahip değilse, sindirim sistemi sağlıklı olamaz ve besinleri düzgün bir şekilde ememez. Karın ağrısı, anormal dışkı, şişkinlik ve reflü hemen hemen her otistik çocukta hayatlarının başından itibaren görülür. Birden fazla beslenme bozukluğuyla birlikte genellikle kötü emilim gerçekleşir.

Bağırsak florası bağışıklığımızın sağ koludur. Çocuk normal bir bağırsak florası geliştirmezse, çocuğun bağışıklığı risk taşımaya başlar. Sonuç genellikle geniş spektrumlu antibiyotiklerin verildiği alerjiler, otoimmünite, sonsuz kulak enfeksiyonları, göğüs enfeksiyonları, impetigo ve soğuk algınlıklarıdır. Otistik çocuklar hayatlarının ilk yıllarında sayısız antibiyotik tedavisi alır. Her bir antibiyotik tedavisi çocuğun bağırsağındaki faydalı bakterilere zarar verir. Bağırsaktaki faydalı bakterilerin en önemli rollerinden biri de patojenik (kötü) bakterileri, virüsleri ve mantarları kontrol etmektir. Her bir antibiyotik tedavisinden sonra, hastalığa sebep olan mikroplar kontrolden çıkar, büyür ve yayılır, çocuğun sindirim sisteminde geniş alanları kaplar. Otistik çocuklarda saptanan en yaygın patojenler temel olarak Kandida familyasından, Klostridya ve mayadır. Bunlar çocuğu otistik yapan, bağırsaktan beyne giden yüzlerce toksik madde üreten mikroplardır.

Neden otizm salgını olduğunu anlamak için, bebeğin bağırsak florasının nereden geldiğini anlamamız gerekir. Bebeğin bağırsak florası anne ve babadan gelir. Otistik çocukların ebeveynlerin sağlığına baktığımızda, bir başka salgın daha olduğunu anlarız – ilaç kullanımına (antibiyotikler ve diğer ilaçlar) ve modern yaşam tarzlarımıza bağlı olarak bağırsak disbiyozu veya anormal bağırsak florası salgını. Başta anne olmak üzere ebeveynler doğum sırasında anormal bağırsak floralarını çocuğa geçirirler ve çocuk açısından sonradan otizme dönüşen tamamen yıkıcı bir süreci başlatmış olurlar. Bu nedenle, otizm salgını bir başka salgının sonucudur – modern toplumumuzda ve modern ebeveynlerimizde bağırsak disbiyozu salgını.

Peki, otistik bir çocuğa nasıl yardımcı oluruz?
Amacımız çocuğun duyusal girdileri işlemesine ve bunlardan bir şeyler öğrenmesine imkan tanıyacak, beyne giden toksin akışını durdurmaktır. Toksin akışını durdurmak için, toksisitenin kaynağına, yani çocuğun sindirim sistemine odaklanmamız gerekir. Bağırsak duvarını tamir etmemiz, hastalığa neden olan mikroplardan kurtulmamız ve normal bağırsak florasını yeniden oluşturmamız gerekir. Bu hedefleri gerçekleştirdiğimiz zaman, çocuğun sindirim sistemi çocuğu zehirlemek yerine çocuğun vücudunu beslemeye başlayacaktır. Normal bağırsak florasının yeniden oluşturulması çocuğun bağışıklık sistemini yeniden dengeleyecek ve olması gerektiği şekilde çalışmasını sağlayacaktır. Bağışıklığın yeniden dengelenmesi otistik çocuklarda tipik olarak görülen alerjileri, gıda intoleransları ve otoimmüniteyle başa çıkmamıza yardımcı olacaktır.

Peki, bağırsağı nasıl tamir ederiz?
Bağırsak ve Psikoloji Sendromu, Otizm, ADHD/ADD, disleksi, hareket planlama bozukluğu, depresyon ve şizofreni için doğal tedavi adlı kitabımda, otizmin nasıl ve neden geliştiğini ve sağlam bir beslenme protokolü kullanarak bunu nasıl yönetebileceğimizi detaylı bir şekilde anlattım. Kapsamlı bir yemek tarifi bölümü olan ve anlaşılması kolay bir dilde yazılmış kendi kendinize yardımcı olmanızı sağlayacak bir kitap bu. Hem pratisyenler hem de ebeveynler için değerli bir kılavuz oldu. Burada, kısaca tedavi protokolünün temel noktalarına değineceğiz.

Diyet
Otizm için uygun diyet çok önemli bir konudur ve birkaç kısa sözcükle anlatılamaz. Vurgulamak istediğim nokta diyetin otizm tedavisinde bir numaralı ve en önemli parça olması. Neden? Çünkü insanın sindirim sistemi uzun bir borudur. Bu boruyu neyle doldurduğunuz sağlığınız üzerinde doğrudan bir etki yaratır. Bağırsakların emici yüzeyi villi denilen parmak benzeri çıkıntılı bir yapıya ve bu çıkıntılar arasında derin kriptlere sahiptir. Villiyi kaplayan enterosit denilen epitelyal hücreler sindirim işlemini tamamlayan ve besinden besleyici maddeleri emen hücrelerdir. Bu hücreler çok çalışır, bu nedenle işlerini etkin bir şekilde yapabilmek için daima genç ve iyi durumda olmaları gerekir. Her zaman olduğu gibi, Doğa Ana bunu da mükemmel bir şekilde düzenlemiş. Bu enterositler kriptlerin derinlerinde sürekli olarak doğarlar. Daha sonra, yavaş yavaş villinin üst kısmına geçerler, sindirme ve emilim görevlerini yerine getirirler ve yolda gitgide daha fazla olgunlaşırlar. Villinin üst kısmına ulaşana kadar, dökülürler. Bu şekilde, bağırsakların epitelyumu işini düzgün bir şekilde yapabilme becerisini sağlayabilmek için sürekli olarak yenilenir. Faydalı bakteriler bağırsakta bu hücre yenileme sürecini yönetirler. Bu bakterilere zarar gelirse veya bu bakteriler yerinde bulunmazsa, bu durumda tüm süreç kontrolden çıkar: Enterositler bozulur ve besini sindirme ve emme işini yapamazlar. Otistik çocuklarda da bu olur. Enterositlerin normalde ilgilendiği besinler nişastalar ve kompleks şekerlerdir. Zarar gören enterositler bu fonksiyonu yerine getiremediği için, nişastalar ve kompleks şekerler bağırsaktaki patojenik mikroplar için mükemmel bir yemek haline gelir, bağırsaktan çocuğun beynine akan bir toksin ırmağına dönüştürülür.

Diyet çocuğun zarar görmüş bağırsak kaplamasını zorlayan ve patojenik mikropları besleyen nişastaları ve şekerleri ortadan kaldıracak şekilde tasarlanmıştır. Yaklaşık 60 yıl önce tanınmış, Amerikalı gastroenterolog Sidney Haas tarafından geliştirilen Spesifik Karbonhidrat Diyetine dayanır. Diyetten tüm nişastaları ve kompleks şekerleri çıkarabilmek için, şunlardan uzak durmamız gerekir:

Tüm tahıllar ve bunlardan yapılan her şey,
Herhangi bir şekilde veya biçimdeki şeker,
Patates, yaban havucu, hint yer elması, tatlı patates ve yer elması gibi nişastalı sebzeler,
Soya dahil çoğu fasulye,
Sütün çıkarıldığı anlamına gelen Laktoz denilen süt şekeri. Ancak, doğal yoğurt, tereyağı, doğal peynirler, kefir ve ekşi krema Laktoz içermez ve  tüketilebilir. Opiyat bir yapıya sahip olan ve otizmin gelişmesinde ciddi bir rolü olan kısmen sindirilmiş süt proteinlerinin emilimini önlemek için fermente  süt ürünleri aşama aşama tüketilmelidir. Lütfen kitabımda süt ürünlerinin güvenli bir şekilde nasıl tüketilebileceğini anlatan bölüme bakın.
Nişasta, şeker, süt ve diğer maddeleri içerdiği için işlenmiş besinlerden tamamen uzak durulmalıdır. Bunun yanında, işlenmiş besinler otistik çocuklarda  olmaması gereken E-sayıları, renkler, aromalar, koruyucular ve diğer katkı maddeleri ile doludur. Çocuğun yediği her şeyin evde taze malzemelerden  hazırlanması gerekir.
Peki, çocuk ne yiyecek? Bu diyet, düzgün bir şekilde tüketildiğinde çoğu beslenme bozukluğunu doğal bir şekilde düzelten, besinden zengin bir diyettir.
Tavsiye edilen besinler şöyledir:
Taze veya dondurulmuş olarak satın alınan ve evde pişirilen tüm etler,
Taze veya dondurulmuş olarak satın alınan ve evde pişirilen balıklar ve kabuklu deniz ürünleri,
Kaliteli yumurtalar,
Fermente süt ürünleri,
Nişastalı olanlar hariç tüm sebzeler,
Tüm olgun meyveler,  (ham meyveler bolca nişasta içerir)
Katkı maddesi içermeyen kurutulmuş meyveler,
İşlenmemiş kabuklu yemişler ve çekirdekler,
Soğuk sıkım yağlar,
Doğal işlenmemiş bal.

Uzak durulması gereken ve diyette izin verilen besinlere ilişkin kapsamlı listeler için kitabıma bakın.

Tahılların yasak olması çocuğun ekmek, krep, meyveli kek, pizza, muffin ve kurabiyelerden mahrum bırakılması gerektiği anlamına gelmez, ancak  bunların evde diğer unlar yerine Kabuklu Yemişlerden/Yağlı Tohumlardan  yapılan unlar kullanılarak pişirilmesi gerekir (tarifler kitabımda). Sağlıklı besinler satan dükkanlardan öğütülmüş badem alabilirsiniz.

Çok sulu ishal, ülser ve şiddetli karın kramplarının olduğu durumlarda çok nazik bir Giriş Diyetinin yapılması gerekir. Bu semptomlar yok olduktan sonra, çocuk tam diyete geçebilir.

Otistik çocuğu olan çoğu ebeveyn için önemli bir nokta da bu çocukların büyük çoğunluğunun yemek seçmesidir. Hayatlarının ikinci yılında bir noktada bu çocuklar diyetlerini genelde tatlı ve nişastalı birkaç besinle sınırlarlar. Bu tutumla ilgili sağlam psikolojik açıklamalar mevcuttur. Otistik çocuklar yemek arzusu, gıda intoleransları ve bağımlılıklardan oluşan bir kısır döngüye hapsolurlar ve yoğun yardım olmadan bu döngüyü kıramazlar. Büyükannelerin sloganı olan ‘Acıktığında yer’ ifadesi bu çocuklarda işe yaramaz. Kitabımın “Beslenme saati. Oof Hayır!” başlıklı bölümde, Uygulamalı Davranış Analizini kullanarak yemek seçen bir çocuğun menüsünde besinlere nasıl yer verileceğine dair yapılandırılmış bir yaklaşım sundum. Bu yöntem eskiden oldukça sınırlı bir diyeti olan yüzlerce çocukta halihazırda işe yaradı ve birkaç ay içerisinde bu çocuklar farklı besleyici gıdalardan oluşan bir menü tüketmeye başladılar. Ebeveynlerin biraz kararlı olması ve çaba göstermesi gerekiyor, sonuçta yemek vaktini tüm aile için keyifli bir deneyime dönüştürüyor.

Takviyeler:
Hepimiz küçük veya yetişkin çocuklarımızı çok severiz ve ne kadar zor ya da pahalı olursa olsun onlar için elimizden gelenin en iyisini yapmaya hazırız. Bu bizi çocuklarımıza yardım etme ümidiyle her şeyi denemeye açık hale getiriyor. Çocuklarına işe yarayıp yaramadığını bilmeden 10, 15, 20 ve hatta daha fazla sayıda farklı besin takviyesi veren ailelerle tanışıyorum.

Çocuğa çok fazla takviye vermeyi tavsiye etmiyorum. Çocuğun besini yemekten alması gerektiğine inanıyorum. Ancak, bağırsağı iyileştirmek, bağışıklığı ve beyin fonksiyonunu eski haline döndürmek için gerekli olan birkaç takviye var. Takviye protokolünün çok bireysel olması ve ideal olarak nitelikli bir pratisyen tarafından belirlenmesi gerekir. Burada, olmazsa olmazlara odaklanacağız. Otistik hastalarımın çoğu başka hiçbir şey eklemeden diyeti ve bu önemli takviyeleri kullanarak çok iyi bir gelişme kaydediyorlar.

1. Tedavi amaçlı bir kuvvet probiyotiği. Piyasadaki probiyotiklerin çoğu yeterince güçlü değil ve tedavi amaçlı olmaya yetecek doğru bakteri karışımını içermiyor. Peki, iyi bir probiyotiği nasıl seçeriz?

Kaliteli takviyeleri seçerken size yardımcı olacak, probiyotik kullanımı konusunda deneyimli, nitelikli bir GAPS Danışmanından destek almanız daima en mantıklısı olacaktır. Aklınızda tutabileceğiniz birkaç genel yönlendirme şöyle:

İyi bir probiyotik mümkün olduğu kadar fazla sayıda farklı faydalı bakteri türünü içermelidir. İnsan bağırsağı bilinen yüzlerce farklı bakteri türüne sahiptir. Buna mümkün olduğu kadar fazla yaklaşmamız gerekir. Farklı probiyotik bakteri türleri farklı güçlü ve zayıf noktalara sahiptir. Bunların karışımına sahip olursak, maksimum faydayı sağlama şansımız artar.
Farklı probiyotik türlerden oluşan bir karışım tek bir gruptan daha faydalıdır. Lactobacilli, Bifidobacteria ve toprak bakterileri olmak üzere üç ana grubun temsilcilerinden oluşan bir kombinasyon genellikle en iyi sonucu verir.
İyi bir probiyotik konsantre miktarda bakteriye sahip olmalıdır: gram başına en az 8 milyar bakteri hücresi. İyileşmeyi görebilmek için probiyotik bakterileri yeterli büyüklükte dozlar halinde sağlamanız gerekir.
Probiyotik üreticisi her bir seriyi kuvvet ve bakteriyel bileşim açısından test etmeli ve test sonuçlarını yayınlamaya hazır olmalıdır.

İyi bir probiyotik bulduktan sonra, bunu nasıl kullanacağınızı bilmeniz gerekir. Tedavi amaçlı iyi bir probiyotik ‘die-off reaksiyonu’ denen bir reaksiyon oluşturur. Bu reaksiyon nedir? Probiyotik bakterileri sindirim sistemine verdiğiniz zaman, bu bakteriler patojenik bakterileri, virüsleri ve mantarları yok etmeye başlarlar. Bu patojenler öldüğünde, toksin salarlar. Bunlar hastanızı otistik hale getiren toksinlerdir. Bu nedenle, hastanın ne tür karakteristik semptomları olursa olsun, hasta geçici bir süre daha da kötüleşebilir. Bu geçici bir reaksiyondur ve genellikle farklı kişilerde birkaç gün ile birkaç hafta arası sürer. Bu reaksiyonu mümkün olduğu kadar hafifletebilmek için, probiyotik dozunu yavaş yavaş artırın. Bu doz artırma süresi farklı hastalarda birkaç hafta ile birkaç ay arası sürebilir. Bu süre çok bireyseldir ve kişinin bağırsağında ne kadar patojenik mikrop büyümesi olduğuna göre değişir.

Hasta terapötik doz seviyesine ulaştığında, bu doz ortalama olarak yaklaşık altı ay sürdürülmelidir. Patojenik florayı yok etmek ve normal bağırsak florasını yeniden oluşturmaya başlamak en az bu kadar sürer. Diyete uymak bu süre zarfından son derece önemlidir. Bağırsaktaki patojenleri beslemeye devam edersek, probiyotik hastaya çok yardımcı olamayacaktır.

Tedavi süresi sona erdikten sonra, probiyotik dozu koruma dozu seviyesine düşürülebilir. Probiyotiği korumak için, ticari preparatlar almaya devam etmemiz gerekmez. Diyete ev yapımı yoğurt, kefir, lahana turşusu ve diğer ev yapımı fermente besinlerle takviye yapabiliriz.

2. Önemli yağ asitleri: omega-3 ve omega-6. Bunların etkinliğini kanıtlayan bolca araştırma ve klinik deneyim mevcuttur. Toksisite nedeniyle, otistik çocukların vücutları ana ome yağlarını (kabuklu yemişler ve çekirdeklerden alınan) EPA, DHA, GLA/DGLA ve AA gibi türevlerine dönüştüremez Bu nedenle, bu önemli yağ biçimlerinin hazır olarak sunulması gerekir. Piyasada EPA, DHA, GLA/DGLA karışımın içeren kaliteli takviyeler bulunmaktadır. Bir yağ asidine dikkatinizi çekmek istiyorum, AA (araşidonik asit), bu asit herhangi bir takviyeden alınmaz. Bu omega-6 yağ asidi beyin yağının toplam %12’sini oluşturur. Beyindeki en yoğun yağ asididir. Araştırmalar otizm, şizofreni, bipolar bozukluk ve depresyon hastalarının normalde bulundukları hücre zarlarından büyük ölçüde AA kaybettiklerini göstermektedir. AA eksikliği ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun beyin hücreleri, bağışıklık hücreleri ve vücuttaki diğer hücreler arasındaki fonksiyonun etkin bir şekilde gerçekleştirilmediği anlamına gelir. Otizmde, toksisite, inflamasyon ve diğer faktörlere bağlı olarak, PLA2 denen bir enzim aşırı aktif hale gelir, beyin hücrelerinden AA’yı çeker ve beyin hücrelerini bu önemli yağ asidinden mahrum bırakır. Bu nedenle, bir otistik çocuğun veya yetişkinin her gün bolca AA alması çok önemlidir. AA’yı nereden alırız? AA et, yumurta ve süt ürünlerinde bulunan hayvan yağlarından alınır. Başka hiçbir yerde bulamazsınız! Bu nedenle, düşük yağlı bir diyet otistik hastalar için kesinlikle uygun değildir – otistik hastaların etten, yumurtadan ve tereyağından tüm bu yağları alması gerekir.

 3. Morina Balığı Karaciğer Yağı: Evrensel olarak bu vitamini eksik olan otistik çocuklar için en iyi A vitamini kaynağıdır. A vitamini bağırsakta hücre yenilenmesi, bağışıklı sisteminin çalışması ve vücuttaki birçok başka fonksiyonun yerine getirilmesi için çok önemlidir. A vitamininin birçok biyokimyasal biçimi vardır. Balık yağı otistik çocuklar için doğru biçimi sağlar ve bu çocuklar için çok önemli bir takviyedir. Diğer iyi A vitamini kaynakları et, yumurta ve süt ürünlerinde bulunan hayvan yağlarıdır. Farklı yaş gruplarına yönelik doğru balık yağı dozları için, kitabıma bakın.

Bazı durumlarda, mide asidi, pankreas sindirim enzimleri, vitaminler, amino asitler ve mineraller gibi başka takviyelere de ihtiyaç duyulabilir. Ancak, bu takviyeler şart değildir ve belli durumlarda geçici bir süreliğine yardımları dokunur.

Sonuç olarak, otizmin kader olmadığını ve karanlık bir bozukluk olmadığını söylemek isterim. Dünya çapında otistik çocukların tamamen iyileştiğini ve normal hayatlar sürdürdüğünü ispatlayan yüzlerce yayınlanmış vaka vardır. Kendi kliniğimde yüzlerce otistik çocukla çalıştıktan sonra, yardım edemeyeceğimiz hiçbir otistik çocuğun olmadığına inanıyorum.

GAPS Practiitoner’lar, “GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu Otizm, ADHD/ADD, disleksi, depresyon ve şizofrenin doğal tedavisi’ isimli kitabımı okuyarak, otizm hakkında, otizmin nasıl geliştiği hakkında ve sağlam bir beslenme protokolü ile nasıl yönetilebileceği hakkında bilgi sahibidirler. 1999 Jul-Nov.

Reklamlar