MİKROP TEORİSİ TAMAMEN HATALIDIR. ÖNEMLİ OLAN ORTAMDIR!

Pasteur ün ölü yatağında Claude Bernard ın haklı olduğunu aslında mikropların hiç bir önemi olmadığını ortamın hastalığa sebebiyet verdiğini tekrarlıyor ( adam ölü yatağında bile Bechamp haklıymış diyememiş onun yerine Fizyolojist (işlevbilim – Fizyoloji alanında en büyük ödül Nobel Tıp veya Fizyoloji ödülüdür) Claude Bernard’tan kullanıyor.

“The terrain is everything; the germ is nothing,” and then drank down a glass of water filled with cholera.

Claude Bernard “mikroplar hiçbirşey değildir ama ortam herşeydir” diyerek herkezin önünde bir bardak kolera mikrobu içer.

Tekrar konuya dönersek Pastör ölü yatağında herkeze Bernard haklıydı mikropların hiç bir önemi yoktur, asıl önemli olan ortamdır.

“Bernard was correct: the microbe is nothing: the terrain is everything.”

“Ortam (Alkali) Herşeydir,Mikroplar Hiçbirşeydir” .. diyerek Hekim ve bilim adamlarından oluşan bir grup ortasında bir bardak kolera mikrobu içer.

Pasteur ölü yatağında Claude Bernard’ın haklı olduğunu aslında mikropların hiç bir önemi olmadığını ortamın hastalığa sebebiyet verdiğini onaylar.

Bunu ölmekteyken devamlı sayıklayıp durur. Ama kim takar ölmekte olan bir adamın sözlerini .. kimse dikkate almadı. çünkü artık aşı sektörü doğmuştu. Kimse bu deli adamın sözlerine hele ölüm döşeğindeyken aldırmadı. Ne garip tam ölüm döşeğindeyken bunu itiraf ediyor.

Tekrar sayfaya dönelim, Mikrobiyolojide mikropların bir önemi yok sadece ortam önemli, asidikse hastalanıyoruz, alkaliyse sağlıklı kalıp uzun bir ömür yaşayabiliriz. O yüzdende Dr. Young 200 hatta 250 yaşına kadar yaşayabileceğimize inanıyorum diyor.

Pasteur mikropların değişmez nitelikte yada yapıda olduğunu söylemişti. Bugün Dark field microscopy sayesinde mikroorganizmaların pleomorphic olduklarını yani ortama göre kendilerini farklı formlara dönüştürdüklerini ve bunu sıklıkla yaptıklarını görüyoruz. Bir Virüs kendi başına zararsızdır hastalığa sebebiyet vermez fakat ortamın asidik düzeyi arttığında kendisini bakteriye dönüştürebilir ve daha sonra vücudun asidik ortamının yüksek olduğu yerlere çekilerek orda mantar olarak çoğalmaya ve büyümeye başlar. Daha sonra kitle haline dönüşür. Devamında bu dahada büyür yayılırsa çürüme denilen safha ortaya çıkar ki bu durumda ölürüz. Bunu biraz daha uzun şöyle açıklayabiliriz:

Mikrobiyolojide pleomorfik çok fazla form şekil değiştirebilen anlamına geliyor. PLEOMORPHISM Mikrobiyolojinin TEMELİNİ oluşturur ve Pasteur ün ortaya attığı Mikrop teorisini rededer ki klasik tıp halen mikroplara inanır. Mikroformlar virüs bakteri ve mantar gibi hepsi aynı organizmanın çeşitli aşamalarda değişime uğramış evrim geçirmiş farklı formlarına verilen isimlerdir. İlkel aşamadaki ilk formuna tıb bilimi Virüs der. Virüsler hastalığa sebebiyet vermezler. Virüsler etrafı proteinle çevrenlenmiş çekirdeğinde bir mikro maya ( microzyme ) dan oluşur. Eğer ortamın asidik seviyesi yükselirse bu ilkel pirimitif seviyeden orta seviyeye geçerler. İşte bu orta seviyeye Bakteri adı verilir. Daha sonra bakteri mayalaşmaya başlar ve mantara dönüşür ve sonunda kitleye dönüşür. Bu kitle asidik ortamı yüksek kan ve dokularda evrimleşerek çoğalmaya başlar. İşte bunu Tıp Kanser olarak isimlendirir. Aslında kanser bu ilkel forumdaki virüsün değişime uğrayıp, bakteriye, sonra maya aşamasını geçirdikten sonra mantara dönüşmüş şeklidir. Çok basit bir deney yapın ve buzdalabının fişini çekin . İlk ne görülecektir bakteriel formlar oluşucak daha sonra mayalanma başlıyacak, sonra mantar oluşumu başlıyacak ve sonunda kitleler görülmeye başlıyacaktır. Bunu takip eden dönemede herşey çürüyecektir.

Claude Bernard Kimdir?

Fransız fizyoloji bilgini.

(Rhöne 1813-Paris 1878)

Orta halli bir ailedendir. Tıp öğrenimine başlamadan önce Lyon’da bir eczanede çalıştı. 1841’de College de France’da Magendie’ye labo-ratuvar hazırlayıcısı, 1843’te tıp doktoru oldu. 1844’te agregasyon sınavını kazandı. 1854’te Bilimler akademisine seçildi; aynı yıl, Sorbonne’da kendisi için yeniden kurulan deneysel fizyoloji kürsüsüne getirildi. 1855’te, College de France’da Magendie’nin yerine, deneysel tıp profesörü oldu. Fizyoloji; canlının hayati fonksiyonlarını ve sistemlerinin işleyişini inceleyen bilim; canlılığın, yaşamanın mekanizmalarını, en ince ayrıntılarıyla insan vücudunda veya canlılarda vuku bulan hadiselerin esasına inerek araştırır. Bu sebeple bakteri fizyolojisi, hücre fizyolojisi, insan fizyolojisi ve daha birçok fizyoloji dalları vardır.

1868’de Museum’da karşılaştırmalı fizyoloji profesörlüğüne atandı ve Academie Française’e seçildi. 1869’da senatör oldu. Claude Bernard önce sindirimle ilgili kimyasal olayları özellikle tersinir mayalarla kamış şekerinin ve pankreas özsuyu ile yağlı maddelerin sindirimini ele aldı. Bu çalışmalar sonucunda karaciğerin şeker depolama görevini buldu ve büyük bir yankı uyandıran şeker hastalığı kuramını ortaya koydu.

1853’te, büyük sempatik sinir sistemi hakkındaki çalışmalarından ve kan damarlarını genişletip büzen sinirlerle durdurucu veya önleyici sinirleri bulmasından dolayı üçüncü kez Fransa Bilimler akademisinin fizyoloji armağanını kazandı.

Aynı zamanda, zehirler ve anestezi ilâçları hakkındaki mükemmel araştırmalarıyla fizyolojinin gözlem alanını genişletmeye çalıştı. Çevresinde toplanan öğrencilerini, düşüncesi ve araştırma yöntemi ile büyük ölçüde etkiledi. Dastre, P. Bert, Grehant, A. Moreau, Ranvier v.b. gibi öğrenciler de onun düşünce ve yöntemlerini yaydılar. Onun yöntemi, değerini, sadece gözlemden, canlı hayvanlar üzerinde yaptığı deneylerden ve çok sıkı bir deneysel eleştiriden almaz.

Bu yöntemin en büyük özelliklerinden biri varsayım’a, yani ipotez’e verilen roldür; varsayım deney sırasında deneyciyi etkileyecek şekilde araya girmemeli ancak olayları birbirine bağlamak, araştırmalara yön vermek ve sonuçları birleştirmek için kullanılmalıdır. Determinizme dayanan deneysel yönteminin kesin ve somut bir özellik taşımasına rağmen, Claude Bernard, genel felsefe bakımından, mutlak gerçeklere ulaşmak imkânını inkâr eden akıma, yani zamanın pozitivist akımına bağlıdır.

Bu konuda şöyle der: «Deneyci kısmi gerçeklerden genel gerçeklere doğru gider ama mutlak gerçeği elde ettiğini asla ileri süremez. Mutlak gerçeğe herhangi bir konuda vardığımız anda, başka konularda varmamız için sebep kalmaz. Çünkü mutlak, kendi dışında hiç bir şey bırakmaz.» Bu bakımdan spiritüalist kalan Claude Bernard’a göre, olayların yalnız nedenini öğrenebiliriz: bunların niçin’i kavrayış gücümüzü aşar.

Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM)

Not: Aşağıda verdiğim linklerden yazılar okunabilir. Claude Bernard’la ilgili eskiden wiki’de yazı vardı, her ne olduysa o yazı silinmiş. Net’ten bu yazıyı bulup paylaştım. Wiki’nin ingilizcesinde şöyle yazıyor: Harvard Üniversitesinden Tarihçi Bernard Cohen “Bilimin en büyük İnsanlarından Biridir” İngilizcesi: “Historian I. Bernard Cohen of Harvard University called Bernard “one of the greatest of all men of science”.

http://biomedx.com/microscopes/rrintro/rr1.html

http://ezinearticles.com/?Preventing-Ca … id=1661977

http://www.mnwelldir.org/docs/terrain/l … dicine.htm

http://www.naturalnews.com/031653_germ_ … tions.html

http://www.sharecare.com/question/claud … t-pasteurs

———————————-

Link;
http://beslenmebulteni.com/forum/viewtopic.php?f=20&t=1600

Reklamlar